Sevdali Tatlar

Sevda’ nın Günlüğü

Eskişehir, Yazılıkaya, Sivrihisar

Yorum bulunamadı

Eskişehir, Yazılıkaya, Sivrihisar

Yeryüzü, üzerinden geçen tarihin kayıt defteri.

Ardı arkası kesilmeden devam eden uygarlıklar adeta bayrak teslim almışlar devri bitenden.

Tarihin en güzel şahitlerinden biri de “Eskişehir”.

Evvelce defalarca geldiğim bu şehrin başka yüzlerini görmüş, sevmiştim

Şimdi daha çok seviyorum. Şöyle ki:

1. GÜN

Gazeteci ve Blogcular Eskişehir’de Buluştu.

Bu buluşma da bulunan blogculardan bir tanesi de http://kucukdunya.com/ idi. Ve daha birçok gazeteci ve blogcu arkadaşlarımızda oradaydı..

Prontotourun organizasyonu ve Eskişehir Valiliği, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, TÜROB Eskişehir İl Temsilciliği, TÜRSAB Eskişehir Yürütme Kurulu ve Senna City Hotel desteğiyle biraraya geldik ve İstanbul’dan yola çıktık.

İlk Durağımız Sapanca…

Yolun ilk molası Sapanca Gönül Sofrası‘nda verildi. Vardığımızda, yeşillikler içerisinde yöreye ait taze ürünlerle bezeli masamız hazırdı.

Güzel bir seyahat olacağı ilk moladan belliydi.

Gönül Sofrası’nın yeşillikler içerisindeki bahçesinin haricinde 5 adet bungalov ahşap evi vardı. Bahçeyi, odaları gezip gördük, aklımızın bir köşesine şu şekilde kaydettik: Hımm, havalar iyice ısındığında kaçılabilecek bir yer. Acaba kışın da açık mı?

Eskişehir il sınırına geldiğimizde bizi, yerel rehberlik yapmak üzere TÜROB temsilcisi ve Senna City Hotel Müdürü Kaan Erdin ve TÜRSAB Eskişehir 2. Başkanı Ufkunes Turizm Sahibi Ufuk Özkaratay karşıladılar.

Gezi boyunca bizim gibi hareketli, yerinde duramayan bir ekibe sabırla rehberlik ettikleri için en içten teşekkürlerimi bir borç bilir ve ederim.

Yaşasın Tatar Mutfağı

Bütün ekip tabii ki aç ve yerel lezzetleri merakediyor

Eskişehir Mutfağı Çibörek Evine vardığımızda vakit kaybetmeden sofraya oturduk.

Sorpa Çorbası (Kuzu eti ile)

Göbete

Çi Börek

Kavurmalı Börek

Bahçesaray Tatlısı

Eskişehir Tatar mutfağının genel özelliği et ve hamur işinin yoğunlukta olması.

Çok lezzetli olması sebebiyle ‘duramamak tehlikesine karşı’ dikkatli olmanız önerilir.

Odun Pazarı ve Şehrin Değerleri…

Şehir içinde ilk gittiğimiz yer Balmumu ve Cam Müzesi oldu.

Gördüklerimiz ve anlatılanlarla Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’i daha derinden anlar gibi olduk. 

Ayrıca genç bir sanatçının sergi açılışına denk gelerek hocamızla tanışma ve keyifli bir sohbet fırsatını da bulmuş olduk.

Blog yazarlığı kimliğimin dışında bir TRT mensubu olarak Büyükerşen’in TRT yayınlarına da katkıda bulunuşu gönül bağımı daha da kuvvetlendirdi açıkçası.

Büyükerşen, radyo ve televizyonda eğitim ve kültür alanındaki yayınların Eskişehir’den izlenmesi için, önce siyah-beyaz ardından renkli verici istasyonunu ve eğitim stüdyolarını akademiye kurmuş kişidir. Ayrıca Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Başkanı idi kendisi 80’li yılların sonunda.

Bir şehre eğitim, kültür, sanat ve şehir estetiği aşılamak için verdiği emek doğrudan ve katıksız bir saygı uyandırıyor insanda.

19. yy mimari özelliklerini taşıyan Odunpazarı evleri, dar sokaklar, hanlar derken bir soluk daha almak için “Abacı Otel” avlusunda mola verdik.

Bahçeden içeri girdiğimizde avluya bakan birbirinden bağımsız cumbalı odalar manzarası karşılıyor bizi. Eski usul, sevimli, sıcak. Eskişehir gezinizde bu otelde kalırsanız ‘Odunpazarı’nda konaklamış olursunuz, duygusu o.

Devrim Arabası…

Görülmeye değer şehiriçi noktalara devam; Bir Anadolu şehrinin bunca değeri nasıl barındırdığına dair giderek artan şaşkınlığımızla.

Devrim arabası, Türkiye’nin ilk ve (belki halâ) tek yerli otomobil deneyimidir. Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarafından,yapılması istenir. Otomobil yapım yeri Eskişehir Demir Yolu Atölyeleri olacaktır. Yapımı, dört buçuk ay gibi kısa bir sürede tamamlanır.

Otomobil, büyük bir özveriyle yapılmış fakat seri üretime geçişi türlü nedenlerle mümkün olmamıştır.

Eskişehir’de sergilenen Devrim Arabasıziyaretçilere hüznü ve gururu birarada yaşatıyor.

Uğur Mumcu’nun Otomobili de Eskişehir’de

Şehir içinde gezerken rehberimiz otobüsümüzü bir parkın önünde durdurdu: 

Uğur Mumcu Parkı

Gazeteci, yazar Uğur Mumcu 1993 yılının soğuk bir Ankara gününde bombalı bir saldırı ile otomobilinde yaşamını yitirmişti.

Saldırıdan 3 yıl sonra otomobil enkazı aileye teslim edildi ve aile muhafaza için Eskişehir ilini uygun gördü.

O günden beri otomobil camekân içerisinde bu parkta muhafaza ediliyor.

Palette Restaurant

Karış karış Odunpazarı, müzeler, Devrim Arabası derken iyice yorulduktan sonra Senna City‘nin ferah odalarına tatlı bir yorgunlukla attık kendimizi.

Biraz dinlenmek her yorguna iyi gelir.

Akşam yemeği için ekibi ağırlayan Palette Restaurant şehrin yeni ve modern yüzünü oluşturuyor.

Bir restoran mutfağının iyi olduğunu bana anlatan en açık ölçüt, çorbadır. İçerisinde bulyonkullanılmayan hakiki et suyu ve malzemelerle yapılan kıvamlı bir çorba ardından neler geleceğinin habercisidir adeta.

Ana yemekte tercihimi beğendili kebaptan yanakullandım. Ağır ağır pişirilmiş et ziyadesiyle kıvamındaydı.

Tatlı Olmadan Olmaz

Akşam yemeğinde sanki tatlı yememişiz gibi koştura koştura Haller Gençlik Merkezi‘ne gittik... Gidişimizin esbabı mucibesi: Mazlumlar Muhallebicisi

Şeker kullanmadan yapılan sütlü incir muhallebisi uzun süre hafızalarımızdan silinmeyecek. 

Bu şahane tatlının, mekâna özgü su muhallebisi ve gelincik şerbeti ile yapılan sunumu ise ayrı bir deneyimdi.

2.GÜN

Balona Doğru… İstikamet Seyitgazi 

Sabah gün ışımadan yollara düştük. Bozkırın erken ayazını yemiş, herbirimiz araçta büzüşmüş,güneşin kendisini göstermesini bekliyorduk.

Seyitgazi Belediyesine vardığımızda balon ve ekibi de varmıştı. Hep birlikte Gerdekkaya’ya doğru yola çıktık. 

Balon, hava şartları tahlilinden ve uygun şartları beklemenin ardından hazırlandı.

İlk ekip bindi. İlk ekipteydim. Biraz heyecanlı, biraz meraklı bir halde yerden yükseliyordum.

Motorlu araçların haricinde gökyüzünde olmak harika bir duyguydu. 

Kaptana sorduk…

-Hiç inmesek olmaz mı?

Rüzgârı, güneşin henüz sararan ışığını, balonungölgesini yerden yukarıda hissetmek bambaşka bir duyguydu.

Gerdekkaya Mezar Anıtı Helenistik çağa ait bir yapı.

Balondan, anıtın üçgen alınlığı ve saçaklı iki sütunu daha bir belirgin görünüyordu.

Gökyüzünde olmak güzeldi…

Yola Devam Frigya Bizi Bekler

Yollara düşmek, “şimdi”nin ülkesinden “daha dün”ün ülkesine, ışığa doğru, ışığın yükseldiği yere.

Midas’ın ülkesi Frigya’da özgürlüğü kutlamak göklerde.

Kibele’yi kutsal sayan ve koruyan Frig askerlerinin mabedi “şimdi”nin adlandırmasıyla Yazılıkaya.

Yazılıkaya, dünü unutmadığını adına nakşetmiş güzelim Eskişehir’in ilk bakışta görünmeyen, kendini gösteremeyen ruhu gibi. Belki doğrusu da budur, belki ilk bakışta değil, güzel ve zamanla nakışlı bir bakıştadır aşk. Biraz yolculuk, biraz duruş, biraz emektir belki. 

Frig uygarlığının inanç merkezi Yazılıkaya’yı görmeye giderken anlar gibi olursunuz “daha dün”ü, insanoğlunun taşlara işleyecek kadar ruhuna işlemiş şeyleri…

Volkanik kayalarla bezeli coğrafya, kayalar üzerine işlenmiş kabartmalarıyla Hititlerin ve ardından Trakya’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Friglerin izlerini taşıyor.

Yazılıkaya Frigler döneminde Kibele tapıncının en önemli merkezi olmuş.

Tabii devamında Roma ve Bizans da bu topraklarda hayat bulmuş.

Bu açıkhava müzesinin en önemli yapısı “Midas Anıtı. Anıtın üzerindeki yazılar nedeniyle buraya “Yazılıkaya” adı verilmiş. Pembe renkli bu kaya üzerinde geometrik şekiller de mevcut.

Frig yazısı halen çözülemediği için anıtın üzerindeki yazıların ne anlama geldiği bilinemiyor.

Midas Anıtı’nın sol yanından muhteşem Frig Yolu yürüyüşümüz başlıyor. Tapınma alanının çevresinden su sarnıçlarına kadar yürüyüp tekrar anıtın önüne çıkana kadar yürüdük.

Yol boyunca sürekli dönüp arkama bakıyordum. Geride kalan her manzarayı hafızama kazımak için.

Frig yolunda geçmişte (daha dün) at arabalarının bıraktığı izleri, yol boyunca duvar gibi uzayan kayaların üzerine işlenmiş insan figürlerini görmek mümkündü.

Kayaların üzerindeki resimlerin Eski Mısır Medeniyetinden kalanlara çok benzediğini düşündüm bir ara.

Tarifsiz güzellikteki peyzajda yaklaşık iki saat süren yürüyüş esnasında rüzgâr sanki her an birşeyler fısıldayacakmış gibi gezindi durdu. Her adım yaşanmışlıkla, tarihle o kadar doluydu ki…

Yazılıkaya’daki KARAÇAYLAR.

Türkiye’de 12 Karaçay köyü var. Bunlardan biri Yazılıkaya.

Frig yürüyüş yolu sonunda geri döndüğümüz Yazılıkaya Köyü sakinleri, halen Kafkaslardan getirdikleri geleneklerle yaşayan Karaçaylar.

Köyde hayvancılık yapılıyor. Et yemekleri çok.

Karaçay lezzetlerinden “Hıçın” böreğini tatmadan Yazılıkaya’dan dönmeyin derim.

Bir Karaçay atasözüyle yola devam edelim:

Her gülüşün kokusu başkadır. “

Seyit Battal Gazi Külliyesi.

 Malatya’da doğup burada öldüğü rivayet edilir Seyit Battal Gazinin.

Tam bir halk kahramanı. Yiğit, cesur, yardımsever, heybetli…

Emeviler döneminde tek başına Bizans’ı dize getirdiği söylenir.

Halk arasında Peygamber soyundan geldiği söylenir ve bu yüzden adı Seyit’tir.

Mezarını 1. Alaaddin Keykubat’ın annesi Ümmühan Hatun rüyasında malum olması suretiyle bulur ve gösterdiği yere türbesi yaptırılır. 

Külliyede, türbe, çilehane, cami ve dershane de bulunuyor.

Bir zamanlar eğitim merkezi olan külliyede, ayrıca Ümmühan Hatun’un türbesi ve rivayete göre Battal Gazi’ye aşık Elenora’nın mezarı da bulunuyor.

Her mezhep ve inançtan insanın buluşma noktası haline gelen külliye, uygarlıkların da buluşma noktası olmuş.

Seyit Battal Gazi’ye Veda, Eskişehir’e Dönüş

Her ne kadar yorgunluktan bitmiş olsak da Porsuk çayında bot turu yapmadan bir Eskişehir gezisi olur muydu? Olmazdı…

Amsterdam kanallarında görmeye alıştığımız botlar, Venedik benzeri gondollar, çayın kenarındaki cafeler ve etrafta çimlere oturmuşsohbet eden gençler…

Bunların hepsi Eskişehir’i farklı kılmaya fazlasıyla yetiyordu.

Bu Akşam Yemeği Nerede Yesek?

Gümülcine’de lokantacılık yapan baba, Eskişehir’e göç eder. İlk dükkânlarını vilayet binasının yanında Trakya Lokantası” adıyla açarlar.

Şu anda 3. nesil temsilcisi olan Emin Sarper işin başında. Yeni lokanta, Tepebaşı semtinde yeni ve modern yüzüyle hizmete devam etmekte..

Peki Eskişehir’de bir lokantayı işletenlerin Trakya asıllı olduklarını (eğer kendileri söylemezse) nereden anlıyoruz?

Tabii ki çok iyi ciğer’ pişirmelerinden.

3. GÜN

Sivrihisar’ı Görmeden Olmaz

Artık Eskişehir’den tamamiyle ayrılıp, İstanbul’a dönmeden önce Sivrihisar’ı görmek için yola koyulduk.

Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından Hoca Nasrettin’in memleketindeydik.

İlk varılan nokta Ulu Cami.

Cami, Rumi’nin müritlerinden Emineddin Mikail tarafından yaptırılmış.

Mimber ağır bir el işçiliği ile ceviz ağacından yapılmış.

Yapının bir orijinal tarafı ise çatının 67 adet ahşap sütun ile taşınması.

Alemşah Kümbeti

Kurşunlu Camii

Ermeni Hamamı

Ermeni Kilisesi

Zaimağa Konağı

Pessinus Antik Kenti

Sivrihisar’da görülmeye değer o kadar çok şey var ki…

1881 yılında Ermeniler tarafından yapılmış Ortodoks Kilisesinin restorasyonu 2010 yılında tamamlanmış.

Zaimağa Konağı

Kurtuluş savaşı döneminde Mustafa Kemal ve kurtuluş mücadelesinin önde gelenlerinin biraraya gelip önemli kararlar aldığı bir yer Zaimağa Konağı.

Ankara dışında ilk kez bu konakta da  Bakanlar Kurulu toplantısı yapılır.

Tarihimizde önemli olay ve kişilere ev sahipliği yapmış bu konağı mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Geldik Sivrihisar Yemeklerine

Eskişehir öyle bir konumdaki her daim gezginlerin, gelip geçen seyyahların, doğu-batı farketmeden göç eden bütün medeniyetlerin uğrak yeri olmuş.

Bu sebeple özellikle Sivrihisar mutfağı zengin bir hal almış.

Tarih boyunca çeşitli medeniyetlere geçit vermek ve Anadolu’nun kilit bölgesine hakim olmak yemek kültürüne de zenginleştirip beslemiş.

Sivrihisar Kadın Girişimcileri Derneği’nin organize ettiği bir yerel işletme: Çeşmi Cihan Lokantası.

İşletme, yöre kadınlarının el emekleri ile oluşan ürünlerin hem satışı hem de servis edilmesi için kurulmuş.

Takdir edilmesi gereken bu oluşumda denenmesi gereken birbirinden güzel lezzetler var.

İstanbul’a Dönme Vakti…

Neredeyse gökyüzü bizi bekledi yağmuru toprakla buluşturmak için.

3 gün boyunca güneşli havanın ardından dönüş yolunda hatırı sayılır bir yağmur başladı.

Ne diyelim, Kibele’ye, doğaya ve bütünAnadolu’nun kültürel varoluşuna katkıda bulunmuş öncü ruhlara teşekkür ediyorum.

Bütün bu değerlere bu topraklarda sahip olmamızı sağladıkları için..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 2 3 4 5